Efdal Keser, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nda yapılan değişiklikleri sert sözlerle eleştirerek, düzenlemenin basın özgürlüğünü kısıtladığını şu sözlerle dile getirdi:
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu Ceza Muhakemeleri Usulü (Değişiklik) Yasa Tasarısı’nı oy çokluğu ile onaylayarak iktidarın deyimi ile ‘devrim’ niteliğinde bir Yasa’ya imza attılar. Meclis’ten geçen Yasa bazı düzenlemeleri içerirken, en dikkat çeken tarafı ise masumiyet karinesi ile ilgili olan düzenleme. Masumiyet karinesi kavramı gerçekten çok önemli bir unsur. Yani mahkeme karar verine kadar ve istinaf süreci tamamlanana kadar herkes suçsuz kabul edilmelidir. Medya etiğinde de bu çok önemli bir unsurdur. Buraya kadar itiraz edilmesi gereken bir durum yok. Çünkü herkes mahkûm olana kadar masumdur. Ne var ki basın kuruluşlarının başından beri itiraz ettiği ayrıntı yasa maddeleri içine sokuldu. Zaten amaç bu ayrıntının yasa ile garanti altına alınmasıydı. Şimdi mahkeme karar verene kadar herkes masumdur ilkesi var ya işte o ilkenin arkasına saklanmak isteyenler var. Kamuya mal olmuş kişiler, siyasetçiler, üst düzey yöneticiler, müdürler, müsteşarlar, bir kurumun başında olanlar… Bu ayrıntıları daha da artırabiliriz. Şimdi bu kişiler herhangi bir suç ile itham ediliyorlarsa gazeteci bunların adını yazamayacak, fotoğrafını çekemeyecek bunlarla ilgili açık haber yapamayacak. Yapmaya kalkarsa geçirilen yasa ile 1 yıla kadar hapislik gerektiren bir suç işlemiş olacak. Gazeteci, yolsuzluk yapan bürokratın, rüşvet yiten üst düzey yöneticinin adını yazarsa ve hapislik cezası ile mahkemeye verilmemişse asgari ücretin 4 katına kadar para cezasına da çarptırılabilir. Kamuya mal olmuş kişi çok daha nüfuzluysa gazeteci, hem para cezası hem de hapislik ile de karşı karşıya kalabilir çünkü yasa maddelerinden bir tanesi de bu. Yani kamuya mal olmuş, halka örnek olması gereken kişiler suç işlesin ama siz ey gazeteciler bunları halka teşhir edemezsiniz deniyor. Yani üst düzey bürokratlar, siyasiler ve benzerleri istedikleri suçu işleyecekler ama halk bunların kim olduğunu bilmeyecek. Halkın bilmesini isterseniz eğer suç işlemiş olacaksınız. Yani deniliyor ki bu toplum biraz daha yozlaşsın, biraz daha sömürülsün. Yani isteniyor ki tanınmış kişiler ne isterlerse yapabilsinler diye onlarla ilgili haber yapmayacaksınız. Hatta onlarla ilgili haber yapmayı halkın onları ve ne yaptıklarını bilmesini düşünmeyeceksiniz bile çünkü sizi hapse gönderebiliriz. Oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ortada duruyor. Buna göre, kamu yararı taşıyan kişilerle ilgili gelişmelerin, davaların haberleştirilmesi ifade özgürlüğünün bir parçası olarak kabul edilir. Özellikle kamuya mal olmuş kişiler söz konusu olduğunda bu alanın daha da genişlediğini biliyoruz. Yasada değişikliğe gidenler ya bunlardan haberdar değildir ya da dünyadan kopuk yaşıyor olmamızın avantajını kullanıyorlar. Üzüldüğüm nokta ise Barolar Birliği’nin de böyle bir değişikliğe onay vermesi. Barolar Birliği bun onay verdi, bunu istedi ama üyelerinin birçoğunun buna onay vermediğini de biliyoruz. Ceza Değişiklik Yasa Tasarısı’na karşı çıktık, yanlışları anlattık. Bilişim Suçları Değişiklik Yasa Tasarısı’nın getireceği kısıtlamaları paylaştık. Bir yerde durup düşünmeye başladılar. Düşünürken dijital ortamda engellemeleri çözüm olarak gördüler. Daha iki tasarı geçmeden şimdi Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nı başımıza sardılar. Ne yapılmak istendiğini biliyoruz aslında. Ülkemizde gazeteciliğin sınırlarını çizmek istiyorlar. Siz biz istediğimiz şekilde ve size tanıdığımız alan içinde gazetecilik yapın deniyor. Yazımın başlığı ile noktayı koymak istiyorum. Bence gazeteciliği yasaklayan bir yasa çıkarın bitsin gitsin…










