Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde (DAÜ) Vakıf Yöneticiler Kurulu’nda (VYK) yaşananların, üniversitenin temel karar mekanizmalarını işlemez hale getiren ciddi bir yönetim krizine dönüştüğü belirtildi.
DAÜ-SEN tarafından yapılan açıklamada, hukukun ve kurumsal teamüllerin terk edildiği yerde keyfiyetin, bunun hakim olduğu yerde ise kişisel ve siyasi hesapların kurumsal menfaatlerin ve kamu yararının önüne geçtiği savunuldu.
Açıklamada, görevde bulunan VYK’nın Başkan Şemi Bora ile üyeler Prof. Dr. Necdet Hayta, Prof. Dr. Ümit Süleyman Şehirli, Dr. Eyüp Göksu, Recai Ergün, Anıl İmre, Lütfü Oflaz, Özdinç Akdel ve Turan Büyükyılmaz’dan oluştuğu belirtildi. Dokuz üyenin, kişisel veya siyasi talepleri yerine getirmek için değil, DAÜ’nün mali sorunlarına çözüm bulmak ve üniversitenin çıkarlarını korumak amacıyla görevlendirildiği kaydedildi.
Toplantı terk edildi, nisap düştü
DAÜ-SEN’in açıklamasına göre, VYK Başkanı Şemi Bora’nın danışmanının görevlendirilmesinin sonlandırılmasına ilişkin önergenin gündeme alınması istendi. Bora’nın talebi mevzuata uygun olmadığı gerekçesiyle gündeme almaması üzerine Recai Ergün, Dr. Eyüp Göksu, Anıl İmre, Özdinç Akdel ve Turan Büyükyılmaz toplantıyı terk etti. Böylece toplantı nisabının bir kez daha düştüğü ifade edildi.
Açıklamada, liyakatin yalnızca kişilerin özgeçmişlerindeki unvanlarla ölçülemeyeceği, kriz anında sorumluluk üstlenmek, toplantıya katılmak, görüş ayrılıklarına rağmen masada kalmak, oy kullanmak ve alınan kararlardan sorumluluk almanın da liyakat kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.
“Talimatlara değil, mevzuata uyanlar mı hedef alınıyor?”
DAÜ-SEN, bir önceki VYK’nın siyasi talimatlara göre değil, mevzuata uygun hareket etmekte ısrar ettiği için görevden alındığını savundu. Açıklamada, bugün ise aynı şekilde mevzuata uygun hareket edeceğini ortaya koyan VYK Başkanı Şemi Bora’nın, bazı VYK üyeleri ve hükümet partilerine yakın siyasi çevrelerin hedefi haline geldiği ileri sürüldü.
Mali sorunları çözmek amacıyla göreve getirilen bazı VYK üyelerinin, mali sorunları ve bunların gerçek nedenlerini gündeme taşıyan Bora ile danışmanını hedef aldığı iddia edildi. Sorunları çözmekle görevlendirilen kurulun, sorunların nedenlerini tartışmak yerine bunları dile getiren kişileri görevden uzaklaştırmaya çalışmasının kabul edilemez olduğu belirtildi.
Açıklamada ayrıca VYK’daki tartışmaların kişiselleştiği ve siyasi çekişmelerle bütünleştiği, üniversitenin mali, akademik ve idari meselelerinin kişisel ilişkiler, parti içi dengeler ve seçim hesaplarının gölgesinde kaldığı savunuldu.
“VYK Başkanı istifaya mı zorlanıyor?”
DAÜ-SEN, son iki VYK toplantısında yaşananların yalnızca gündem maddeleri üzerindeki bir anlaşmazlık olarak değerlendirilemeyeceğini belirtti. Belirli talepler kabul edilmediğinde toplantının terk edilmesi ve nisabın düşürülerek karar mekanizmasının çalışamaz hale getirilmesinin iki toplantıda peş peşe yaşandığına dikkat çekildi.
Açıklamada, bu durumun VYK Başkanı Şemi Bora’nın görevini sürdüremez hale getirilmesi veya istifaya zorlanması yönünde bir girişim olup olmadığı sorusunu gündeme getirdiği ifade edildi. Bora’nın aylardır çeşitli engellemelerle karşı karşıya kaldığı ve istifaya zorlandığı yönünde ciddi bir görüntü oluştuğu savunuldu.
DAÜ-SEN, Bora’nın kişisel veya siyasi taleplere göre değil, mevzuata, kurumsal sorumluluğa ve üniversitenin çıkarlarına göre hareket etmesinin önemli olduğunu belirterek, baskı altında dahi hukuki ve kurumsal sınırları koruma iradesinin DAÜ’nün ihtiyaç duyduğu yönetim anlayışı açısından değer taşıdığını kaydetti.
“VYK üyeleri tutumlarının hesabını vermeli”
Açıklamada, bir talep kabul edilmediğinde toplantıyı terk ederek nisabı düşürmenin yalnızca bir toplantıyı sonuçsuz bırakmak anlamına gelmediği vurgulandı.
Bu durumun araştırma görevlilerinin maaş alamamasına, akademik yükseltilmelerin gecikmesine, önemli personel kararlarının alınamamasına, mali önlemlerin uygulanamamasına ve üniversitenin yönetim mekanizmasının fiilen işlemez hale gelmesine yol açtığı savunuldu.
VYK üyelerinin kendilerini göreve öneren veya atayan siyasi makamların değil, DAÜ’nün çıkarlarını temsil etmek zorunda olduğu belirtilirken, kararların siyasi beklentilere, kişisel ilişkilere veya dış yönlendirmelere göre değil; hukuka, vicdani kanaate ve üniversitenin akademik ve mali çıkarlarına göre alınması gerektiği ifade edildi.
Rektör Kılıç’a da çağrı
DAÜ-SEN, Rektör Prof. Dr. Hasan Kılıç’ın tutumunun da sorgulanması gerektiğini belirtti. Araştırma görevlilerinin ödemelerinin yapılmadığı, akademik yükseltilmelerin bekletildiği ve üniversitenin karar mekanizmasının üst üste iki toplantıda işlemez hale geldiği savunularak, Rektörlüğün yalnızca yaşananları izlemekle yetinemeyeceği ifade edildi.
Rektörün üniversitenin akademik özerkliğini, yürürlükteki mevzuatı, çalışanların haklarını ve kurumsal iradeyi savunması gerektiği belirtilen açıklamada, Rektörlüğün araştırma görevlilerinin ödemelerinin yapılması ve üniversitenin acil işlemlerinin sonuçlandırılması için hangi girişimlerde bulunduğunu DAÜ kamuoyuna açıklaması istendi.
Hükümet ve Cumhurbaşkanlığına çağrı
DAÜ-SEN, yaşananların sorumluluğunun yalnızca toplantıları terk eden VYK üyeleriyle sınırlı olmadığını belirterek, söz konusu üyeleri göreve öneren Milli Eğitim Bakanı ve hükümet ile atama kararını veren Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın da yönetim krizinin çözülmesi konusunda sorumluluk üstlenmesi gerektiğini savundu.
Hükümete, VYK üyelerinin üniversitenin işleyişini engelleyen tutumları hakkında gerekli değerlendirmeleri derhal yapması ve kamu adına görevlendirilen kişilerin kişisel veya siyasi hesaplarla kurumun karar alma süreçlerini işlemez hale getirmelerine seyirci kalmaması çağrısında bulunuldu.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a da çağrıda bulunan DAÜ-SEN, DAÜ’de yaşanan yönetim krizinin tüm yönleriyle değerlendirilmesini istedi. Atama sırasında kurulun yapısının üniversitenin mali ihtiyaçlarına tam olarak cevap vermediği yönünde dile getirilen çekincelerin bugün somutlaştığı savunularak, gerçekleştirilen atamaların daha ağır bir yönetim krizine dönüştüğü ileri sürüldü.
“DAÜ hiç kimsenin siyasi hesaplaşma alanı değildir”
DAÜ-SEN, toplantıları terk ederek nisabı düşüren üyelerin davranışlarının doğrudan sonuçlarından, Milli Eğitim Bakanı ve hükümetin söz konusu üyeleri önermesinden, Cumhurbaşkanlığının ise çekincelere rağmen atama yetkisini kullanarak kurulun göreve gelmesini sağlamasından sorumlu olduğunu savundu.
Hükümet ve Cumhurbaşkanlığının birbirlerini işaret etmek yerine birlikte oluşturulduğu belirtilen yönetim krizini çözmesi gerektiği ifade edilen açıklamada, “Doğu Akdeniz Üniversitesi hiç kimsenin kişisel veya siyasi hesaplaşma alanı değildir” denildi.
DAÜ-SEN, üniversitenin kurumsal özerkliğini, çalışanların haklarını ve akademik geleceğini savunmaya devam edeceğini belirterek, kişisel ve siyasi hesapların bedelinin DAÜ çalışanlarına, öğrencilerine ve üniversitenin geleceğine ödetilmesine izin vermeyeceğini açıkladı.







